Menu

BAŞ ÖĞRETMEN


YER: M.M.M (Musiki Muallim Mektebi) Ankara Devlet Konservatuarı

KURUCUSU: MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

BU HİKAYE YÜZLERCE TÜRK SANATÇISINDAN SADECE BİRİNE AİTTİR VE HEPSİNİN AYNI KARAKTERLERLE BAŞKA HİKAYELERİ VARDIR.

Yer : İstanbul, Kalamış İlkokulu bale kursu

musiki-muallim-mektebi

Provalardaydık ve babam seyrediyordu. Yüksek topuklu bale öğretmenim, bana farklı bir ilgi gösteriyordu. Mavi güzel bir tutu dikilmişti bana; en şıklardandım.

Prova bitiminde Azime Sanel halam geldi. Çok şık, çok güzel bir hanımdı. Kocası Türk Hava Kurumu’nun başkanı ve sanatseverler üyesiydi. Bale öğretmenimle hummalı bir sohbet başladı.

Azime Halam : “Hocam, araştırmasını yaptım; en iyi eğitim Ankara Devlet Konservatuarında veriliyormuş. Siz ne düşünüyorsunuz?

Öğretmenim : “Çok isteksiz. Bence kurslara devam etsin. Kazanacağını sanmıyorum.

Ben sessiz ve belki de isteksizken, kamçıyı yedim tam enseme ve “Ben balerin olmak istiyorum. Ankara’ya gidip, o imtihana gireceğim.” dedim.

Babam; bir yandan onları izleyip, bir yandan hafif çapkın bakışlarla bale öğretmenimi süzerken, kızının çıkışı ile gurur duyup, “Deneyelim hocam, olmazsa okuldaki kurslara devam ederiz.” dedi.

 

Yer : Ankara Devlet Konservatuarı ( Bale salonunun önü )

Çok Sayıda çocuk vardı. Hepsi don fanila titreşerek bekliyordu.Bale salonunun buzlu camlarının önünde, imtihanlara yardım eden hademe, velileri çocukların yanına yaklaştırmıyordu. Çocuklar grup grup içeri alınıyordu. Mavi tütümle beklerken düşünüyordum:

Bu çocuklar, nasıl balerin olacaklar? Bir tütüleri bile yok...

Buzlu camlı kapıların önleri mahşer yeri gibiydi : Don fanila, birbirlerinden utanan kız ve erkek çocukları; içeriden çıkıp ağlayan çocuklar, hademenin koyduğu sıradan çıkıp kuvvetli azar işitenler...

Aaa! Siyah mayolu bir kız var benim yaşlarımda. Onun benim gibi tütüsü yok, ama belli ki bale mayosu giymiş.

İkimizde balerin olduğumuz için hemen kaynaşıyoruz.

Aklımızdaki en önemli soru : “İmtihandan kaç alırsak geçeceğiz?

O güne kadar Beş’in en iyi not olduğunu düşündüğümüz için, Altı ile kalındığını duyunca moralimiz bozuluyor.

Yani bu okula kaç alırsak girebileceğiz?

7-8 alırsak gündüzlü, 9-10 alırsak da yatılı olarak girebilirmişiz.

Hımmm!” Düşündüm: “Benim Ankara’da evim yok. Bu okulda okuyacaksam ya 9 ya da 10 almalıyım. Ufff!

Mutlaka kazanmalıydım. İstanbul’daki bale öğretmenime kendimi kanıtlayacaktım. O an için tek hedefim bu idi. Halbuki yaşam, beni evden uzak yıllara, bambaşka bir kadere sürüklüyordu.

Arkadaşımın adı sevgi’di. Güzel ve büyük gözleri, kıvrık kirpikleri vardı. Çok güzel bir kızdı. En önemlisi de çok bilgiliydi. Çünkü babası, çok kitap okuyan, entelektüel birisiymiş.

Entelektüel ve devrimci..." Bunlar da ne demek? Ne diyor bu kız? Ama çokta bilgili. Sakın söylediklerinden bihaber olmayayım.

Benim babam da subay, koskoca binbaşı.

İçeri alınıyorduk. Nefesler tutulmuştu. Sıra ile, parmak uçlarında içeri girerken, önümdeki erkek çocuklar dikkatimi çekti. Donları bol olduğu için, elleri ile, çaktırmadan önlerini korumaya çalışıyorlardı. Tabi ki çok ayıptı.

Uzun bir masanın arkasında, saçları sıkı sıkı toplanmış bir takım genç ve suratsız kadın; bayağı yaşlıca, yabancıya benzeyen, suratsız bir kadın ve bir adam oturuyordu. Bana suratsız görünüyorlardı ama galiba ciddiydiler. Evet çok ciddi bir işti bizimkisi. Bende ciddi ve suratsız olmalıydım. Baleyi biraz bildiğim için, komutları hemen aldım. Askeri terbiye de var. Bir de minikler İstanbul Judo şampiyonuyum. Bu özelliklerimi haykıramayacağıma göre ciddi olmalıydım. Ya dokuz ya on almalıydım, başka çare yoktu. Yoksa doğru eve...

Yaşlı, elleri eldivenli bale hocası, yüzünde hoş bir tebessümle kendini tanıttı: Ms. Bayle. Bacaklarımızı sıkıştırırken ellerinde eldiven vardı. Bunun nedenini merak ettim. Böylesine ciddi bir ortamda, bir tebessümün, beni baleye ve Ms. Bayle’ye nasıl bağladığını anlatamam.

Yaptık, ettik. Sıra halinde çıktık. Beni annemin mi babamın mı beklediğini hatırlamıyorum. Galiba artık ben bekliyordum ve yıllarca bekleyecektim, annem mi yoksa babam mı gelecek diye.

Azime Halamın, sonuçları erken öğrenebilecek kadar etkili biri olan Müdür Muavini İclal Hanıma gitmesi yeterli oldu. O günden itibaren İclal Hanıma emanettim. Artık gözü üstümde olacaktı.

Sınavdan dokuz almıştım. Giriş sınavını kazanmıştım. Ben bunu İstanbul’daki bale hocama söylemez miydim. Kendimce,yükselişimin ilk tohumunu atmıştım. Sessiz ve iddiasız Alev’in önüne engel koyduğunda Alev’in tek amacı onu aşmak olur. Gelecek hayatımda bunun adına başarı diyeceklerdi. İyi bir tatili de hakketmiştim. Doğru Ayvalık...

Soranlara gururla söylüyordum konsertuarı kazandığımı. Şu vatuar kısmını söylemeyi henüz beceremiyordum. Yaş sekiz ya...

Yaşasın! sevgi de kazanmış sınavı. O da benim gibi balerin olacak. Çok bilgili biri, babası devrimci ve komünist. Olsun! Benim babam da subay, hem de binbaşı... sevgi, benim en iyi arkadaşım olacak. ...